Borsa İstanbul Eski Başkanı Himmet Karadağ ile güncel ekonomik gelişmeleri değerlendirdik

Türkiye Varlık Fonu Eski Başkan Vekili Himmet Karadağ, ekonist.com yayın yönetmeni Özgür Koçularlı'ya Merkez Bankası'nın almış olduğu faiz kararı hakkında önemli açıklamalarda bulundu.

Türkiye Varlık Fonu Eski Başkan Vekili Himmet Karadağ, Merkez Bankası’nın almış olduğu faiz kararı ve para politikası ile ilgili yayın yönetmenimiz Özgür Koçularlı’ya önemli açıklamalarda bulundu.

Konu ile ilgili nominal ve reel faiz kavramlarının altını çizen Karadağ sadece nominal faiz oranları üzerinden para politikası kararlarını değerlendirmemek gerektiğini belirtti:

“NOMİNAL FAİZLE REEL FAİZ AYRIMINA DİKKAT ETMEDEN HÜKÜM VERİYORLAR”

Karadağ nominal faizle reel faiz ayrımını aktarırken piyasada insanların bu ayrıma dikkat etmeden karar verdiklerini söyledi

Karadağ;

“Faiz kararı ile ilgili soruya cevap vermeden önce temel konularda Türkiye kamuoyunda, faiz kararlarıyla ilgili temel konular bilinmiyor, temel kurallar, piyasadaki işleyen temel sistem anlaşılmadan faiz politikasını yorumlamak ve eleştirmek yanlış olur.

Futboldan bahsediyorsak penaltı nedir, kale nedir, offside nedir bilmemiz gerekiyor.

Offside ve penaltıyı bilmeden futbol yorumlamak ne anlama gelirse fazile ilgili temel parametreleri de ilk önce bilmek gerekir.

Piyasada genelde nominal faizle reel faiz ayrımına dikkat etmeden kişiler faizle ilgili hüküm veriyorlar.

Piyasalarda enflasyonun 19/30 aralığında (Üfe, Tüfe) olduğu bir dönemde nominal TCMB faiz oranının 19 seviyesindeyken bile yüksek olduğu dillendirilebiliyor.

Ve maalesef nominal faiz oranları avrupa euro bölgesi ve Amerika ile kıyaslanırken ülkelerin enflasyon oranlarından bağımsız değerlendirme yapılıyor.

Öncelikle burada nominal faiz oranlarında enflasyonun arındırılarak reel faize ulaşılması gerekiyor.

Küçük bir ayrıntıyı atlıyorlar Euro bölgesi ve Amerika’daki enflasyon oranlarından hiç bahsetmiyorlar.

Şimdi burada faizle ilgili konuşurken ilk önce reel ve nominal faiz ayrımına dikkat etmek gerekiyor. Reel faizlerin çok yüksek olması tabii ki tüm ekonomiler için sıkıntılıdır.

Siyasetçiler de yöneticiler de reel faizin çok yüksek seviyede olmasının yatırımları ve istihdamı azaltacağı için haklı olarak istemezler.

Euro ve Amerika bölgesi de benzer negatif reel faiz politikaları uyguluyorlar.

Bizim ülkemizde de 19 nominal faizin yüksek olduğunu dillendiriyorlar. Şimdi bunun enflasyondan arındırılarak reeline bakmak lazım.

Maalesef Merkez Bankamız da bugün faiz indirimi uygulamış. Zor bir karar faiz indirimi firma bilanço ve karlılığına orta ve uzun vadede küçük bir miktar yansıyabilecek iken, piyasa aktörleri ve enflasyon beklentileri ile güçlü bir şekilde desteklenemeyeceği için firmalarımız ve makroda ekonomimiz kur artışları sebebiyle çok daha fazla kaybedecek diye düşünüyorum.

Nominal faizimiz %19 gerçekleşen enflasyonumuz TÜİK’in resmi rakamlarına göre TÜFE’miz 19.25 ÜFE’miz de 41.89’la zirve yapmış şu an 30.81

Finansal kesim enflasyonu Türkiye’de hesaplanmıyor. Finansal kesim enflasyonu diye bir istatistik tanımlasak daha çok para sepetiyle değerlendirmemiz gerekir yani kurlardaki farklılık yüzde farklılığı euro, dolar uluslararası kullanımı yoğun olan para birimleriyle TL’yi kıyaslamamız gerekir.

Orada da finansal kesim enflasyonu %30 bandından aşağısına kalmaz.

TEFE-TÜFE’nin ortalamasını alsak, 25’lerde falan olur. 25-30’da bir enflasyonunuz nominal enflasyonunuz varken siz aynı para birimine %19 faiz uyguluyorsanız reel anlamda eksi faiz ödüyorsunuz demektir ki bu da TL den kaçışa sebep olur. Uluslararası emtia fiyatlarındaki aşırı yükseklik ÜFE ve maliye tarafındaki riskler enflasyonda ciddi riskler oluştururken çekirdek enflasyondan hareketle faiz indiriminin kolay yönetilemeyeceğini düşünüyorum” dedi.

Türkiye Varlık Fonu Eski Başkan Vekili Himmet Karadağ:

“Gerek sizin vatandaşlarınız gerek yurtdışı yatırımcılar negatif faiz uygulanan para birimlerine yatırım yapmak istemez. Bu aslında farklı bir bakış açısıyla baktığınızda kul hakkıdır, Şimdi şöyle düşünün reel, olarak yüzde 5-10 bandında satın alma gücünde azalma ciddi bir oran tabi, çok küçük oranlarda negatif reel faiz Avrupa’da da uygulanıyor, pandemi ya da değişik vesilelerle ekonomi, para politikasını farklı açıdan zorlayan belirleyiciler sebebiyle negatif faiz Euro ve Amerika ekonomisinde de uygulanıyor.

Bizde yüzde 10 bandına hatta bazen yüzde 20 bandına yaklaşan reel ve eksi faiz uygulamalarıyla karşılaşıyoruz.

Negatif reel faiz hem yurtiçi ekonomi karar birimlerinin hem yurtdışı ekonomi karar birimlerinin Türk Lirası varlıklarından kaçışına sebep oluyor.

Bu hem yurtiçi ekonomi karar birimlerinin hem yurtdışı ekonomi karar birimlerinin Türk Lirası varlıklarından kaçışına sebep oluyor.

Şimdi şöyle düşünelim, Merkez Bankası 19’dan 18’e indirdi faizi, bu ne demek; çekirdek enflasyon hedefinden hareketle enflasyon beklentilerini ve gerçekleşmelerini aşağı seviyelere inecek şekilde yönetemediğinizde reel anlamda 5 ila 10 arası eksi faiz uygulayacağım demek, yani sen yurtdışı yatırımcı bir milyon dolarını buraya getirirsen ben sana sene sonunda 900 bin dolar vereceğim diyorsun, adam niye böyle bir yatırım yapsın.

Resmi uygulanan politika ile yurtdışı yatırımcılara “paranızı getirin ben eksilteceğim” diyorsun. Dolayısıyla ekonomik anlamda piyasadaki tüm bu konuda söz söyleyenlerin ilk önce reelle nominal faizlere bakıp, gerçekleşenle beklenen enflasyona bakıp ona göre fikir beyan etmesi lazım.” ifadelerini kullandı.

FAİZ SEBEP ENFLASYON SONUÇ MU?

Karadağ faiz ve enflasyon arasındaki dengeyi de kısa, orta ve uzun vadede değerlendirmek gerektiğini söylerken,

“Piyasada sık konuşulan başka bir konuda faiz enflasyonun sebebi midir sonucu mudur? Diye çok başlık atılır.

Ben bunu kısa, orta ve uzun vade olarak değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum.

Rahmetli Erbakan hocamızda bu konuda gerçekten doyurucu analizler yapardı. Uzun vadede gerçekten faiz enflasyona sebep olur.

Maliyetleri artırır katlamalı olarak devam eder. Kısa vadede enflasyondan çok çok daha fazla döviz kurları enflasyonu tetikler, çünkü uluslararası ticaretin içindesiniz. Döviz kurları faizden çok çok daha yıkıcı olabiliyor.

Maliyetlerin artmasına ve enflasyona sebep olabiliyor. Şimdi geçtiğimiz on yıla baktığımızda bizim firmalarımız sadece firmalarımız da değil Devlet de Euro-Dolar bazlı işlemler yaptılar.

Finansman kullandılar, en son gündeme getiriliyor Çanakkale köprüsü 15 Euro üzerinden fiyatlanmış, kamu da yap işlet devret projelerinde özel sektörde euro dolar borçlandı.

Şimdi sizin faizi öncelikleyip kuru göz ardı ettiğinizde kurlardaki artış maliyet ve enflasyona çok çok daha sert ve öldürücü bir etki yaptığını düşünüyor olmanız lazım.

Benim bilançomda 1 milyon dolar kredim var, şimdi o kredi alınırken faizler sabitleniyor,para politikası kararlarıyla da aldığım kredinin faiz oranları değişmiyor, ama kura ilişkin bir sabitleme yok bir milyon dolar borcum var kur 8 TL ise 8 milyon TL borcu varken, kur 9TL olduğunda 9 milyon oluyor.

Yani dün 8 milyon borcun vardı bugün 9 milyon borcun oldu, ne yapacak yatırımcı? Yapabiliyorsa diğer satış fiyatlarına müdahale edecek, diğer operasyon gelirleri kanalıyla o borcu ödemek zorunda kalacak dolayısıyla o da maliyete binecek.” dedi.

“BİZİM PARAMIZ ULUSLARARASI REZERV PARA DEĞİL”

Türkiye Varlık Fonu Eski Başkan Vekili Himmet Karadağ kuru gözardı edebilmek için güçlü rezervlerin olması gerektiğini söylerken diğer gerekçenin de uluslararası rezerv paranız olmaması dedi.

Karadağ;

“Bir de asıl gerçeklerden birisi de bizim paramız uluslararası ticarette rezerv para değil. Fed bol bol parasal genişleme yapıyor.

Çünkü paraları rezerv para, daraltmayı da sürekli gündemde tutuyorlar ama az yapıyorlar ve parasal genişleme muazzam boyutla da devam ediyor.

Bizim öyle bir şansımızda yok kur ve para birimleri arasında ki makasta belli, hal böyleyken paranın memleketi de yok biz yurtdışı yatırımcıyı hedefliyoruz ama yurtiçindeki yatırımcıda bir milyon dolar parasının TL varlıklarında değerlendirdiğinde sene sonunda 900’e düşeceğini görünce o da TL’ye yatırım yapmıyor.

Zaten bizim döviz tevdiat hesaplarımız toplam mevduat içerisinde maalesef yüzde elli bandını geçebiliyor, bu durum Merkez Bankası’nın para politikasının etkisizleştiğini gösteriyor.

Şimdi burada ne olabilir başta tabi şunu söyleyeyim kısa ve orta vadede kurlarda ve para politikasında istikrarı önceliklendirmek ve gerektiğinde sıkı ve güçlü parasal duruşu korumak lazım diye düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.

“REEL EFEKTİF DÖVİZ KURU ENDEKSİNE GÖRE TL’MİZ ŞU AN TARİHİ DİP SEVİYESİNDE”

Karadağ kur faktörünün önemine dikkat çekerken Türk Lirası’nın son yıllarda yaşadığı değer kaybına dikkat çekti.

Türkiye Varlık Fonu Başkan Vekili Himmet Karadağ;

“Kuru atlamamak lazım, uluslararası dengeleri atlamamak lazım ofside biz yok desek de var, oyunun kuralını değiştirebilecek isek değiştirelim ama değiştiremiyorsak oyunu kuralına göre oynamak lazım.

Uzun vadede, faiz enflasyona sebep olur maliyetleri etkilediği için. Bir başka çerçevesi daha var konun neden reel negatif faiz uygular Merkez Bankaları “ben faizi düşüreyim enflasyonda düşsün” bu kur çıpası vb tarafında çok politikalar uygulandı o sırada kur tarafında sağlam olmanız gerekir.

Ona nereden bakıyoruz yine Merkez Bankamızın yayımladığı reel efektif döviz kuru endeksleri var şimdi reel efektif döviz kuru endeksiniz en son rakam gelişmekte olan ülkeler esas alındığında şu an 52, TÜFE bazlı 62! Yani 100 olması gerekirken, güven oluşturmayan para politikaları sebebiyle TL şu an tarihi dip seviyesinde devalüe olmuş.

Bir de ÜFE bazlısına bakalım, ÜFE bazlısında da 79 olmuş 2021 itibariyle yani bunu niçin söylüyorum şimdi bu tür çipa ve benzeri kararları mesela sizin reel efektif döviz kurunuz 100’ün üzerindedir.

Yani ilave devalüasyonu ekonomi için faydalı görürsünüz, ben tarihi seriye bakıyorum 2014-2015 yıllarında 100 ve 100’ün üzerinde orada dersin ki TL’de aşırı bir değerleme var TL’yi aşırı değerli tuttuğunuzda Çin’le veya rekabet içinde bulunduğunuz pazarlara karşı Türk malları pahalı hale geliyor ihracat yapılamıyor onun için ben faizleri biraz aşağıya indireyim o da kura yansısın kur yükselsin ihracatı destekleyeyim, bu şekilde bir politika uygulanabilir ama şu an reel efektif döviz kurunda biz zaten 50 bandındayız.

Yani TL’nin Dolar karşısında olması gereken 100 olsa, sen 8.7’lik kuru 4,5-5’lerde olması gerekirken zaten 8’in üzerinde aşırı bir devalüe olmuş bir TL var, bunun üzerinde bir devalüasyon ekonomiye de fayda getirmez.

Reel efektif döviz kurunda 95 devalüasyonunun altına indiğimiz oluyor.

Dolayısıyla bizim birinci önceliğimizin kur ve fiyat istikrarı olması lazım, TL’nin daha fazla devalue olmaması lazım.

Para politikası kararlarında reel faizin sıfırın altında olmaması lazım. Maksimum sıfırı hedeflemek lazım.

Bazıları “Japonya’da eksi 0,5 faiz uygulanıyor bizde niye 19” diyor enflasyon oranlarına bakmadan bu yanlış. onun ki nominal sen zaten reelde eksi faiz uyguluyorsun, nominalle reel faizi dikkate almıyorsun.

Enflasyondan arındırılmış faiz oranına baktığında biz zaten onlardan daha yüksek negatif reel faiz uygularken şöyle kıyaslayamazsın euro bölgesinin enflasyonu 2 senin enflasyonun 20, iki enflasyonda sıfır faiz politikası uyguladığın zaman -2 eder, senin 20 enflasyonun var ÜFE/TÜFE’yi dikkate aldığımızda 25 bandında, 18 uyguladığında -7 eder -7’ye mi yatırırsın -2’ye mi yatırırsın paranı?” dedi

Yoruma kapalı.