Borsa İstanbul Eski Başkanı Himmet Karadağ ile enflasyon rakamlarını değerlendirdik
Türkiye Varlık Fonu Eski Başkan Vekili ve Borsa İstanbul Eski Başkanı Himmet Karadağ, ekonist.com yayın yönetmeni Özgür Koçularlı'ya enflasyon rakamları hakkında önemli açıklamalarda bulundu.
Türkiye Varlık Fonu Eski Başkan Vekili ve Borsa İstanbul Eski Başkanı Himmet Karadağ enflasyon rakamları hakkında yaptığı açıklamada öngörülebilir olmaya dikkat çekti.
PARA POLİTİKASINDA ÖNEMLİ OLAN ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK
Himmet Karadağ;
“Para politikasında önemli olan öngörülebilirlik, enflasyonda da aynı, yani ekonomik karar birimleri geleceğe yönelik birkaç ayını birkaç yılını öngörebilmeleri lazım, güven olacak, ekonomik karar birimleriniz bir öngörüde bulunduğunda, kur, faiz, enflasyon hepsini, gerek Merkez Bankası gerek diğer birimler açıklıyor bunların gerçekleşmeyle tutarlı olması lazım. Aşağı yönlü de yukarı yönlüde onu hedefleyebiliyor olmak lazım.” ifadelerini kullandı.
“BAZEN DEVLET ADAMLARI EKONOMİK PARAMETRELER DIŞINDA BAŞKA BİR PARAMETRE KULLANABİLİR”
Himmet Karadağ iktisadi verilerin dışında başka verilerde kullanılmak zorunda kalınabilir derken;
“Tabi burada son kararla görüyoruz ki teknik, ekonomi tarfından bakıyoruz, iktisadi rakamlar bunu gösteriyor.
Ben şöyle bir şerhte koyayım, rahmetli Unakıtan Bakanımız derdi “ekonomik taraftan bakıyorsunuz ama bazen devlet adamları ekonomik parametreler dışında başka parametreler ışığında karar alıyor olabilir.”
Biz bildiklerimizle yorum yapıyoruz bilmediğimiz başka veriler varsa o bizim dışımızda.
Ekonomik anlamda değerlendirdiğimizde Türkiye gibi bir bölgede rezervler, enflasyon başta lojistik ve emtia fiyatlarına baktığımızda öngörülebilirlik ve algılarda sıkıntımız var iken yüksek oranlı reel negatif faiz uygulaması anlamına gelecek para politikası kararlarının ben ekonomik başarıya katkı vermeyeceğini düşünüyorum.” dedi
BİZ ENFLASYON DERKEN TÜFE’Yİ ESAS ALIYORUZ
Himmet Karadağ enflasyon rakamları hesaplanırken dikkat edilen ve edilmesi gereken konulara da açıklık getirdi. Karadağ;
“Biz enflasyon derken TÜFE’yi esas alıyoruz, tüketicinin sepetindeki fiyat artışı. Para otoritesinin onun biraz daha ötesine bakması lazım, maliyet enflasyonunun uluslararası tüm üretim kararlarını etkilediği ki, reel anlamda fiyat artışı oldu bir çok emtiada ve lojistikte.
Burada bu fiyat artışları varken sadece TÜFE’den hareketle bir politika oluşturmak yanlış.
Onun için bir paçal yapmak gerekirse TÜFE ÜFE arasında bir yerde konumlanmak lazım.
Dolayısıyla ÜFE’deki rakam maliyetlere yansıyacak bir müddet sonra da TÜFE’ye yansıyacak.
Şimdi burada bizim TÜFE 19 ÜFE 15 olsa o zaman beklenen de aynı paralelde gitse zaten ÜFE’den bana bir destek geliyor tamam aşağı yönlü bir karar alabilirdim, piyasada onu bekler zaten.
Piyasa şu an faiz indirimini makul bulmuyor, realite dışında algı be beklentilerin de doğru yönetilmesi gerektiğine inanıyorum .” ifadelerini kullandı
“MEVCUT KURALLAR İÇİNDE OLDUĞUMUZ SÜRECE O SEPETE UYMAMIZ LAZIM”
Himmet Karadağ bazı politikaların çeşitli sebeplerden bize uymuyor olabileceği düşüncesine açıklık getirirken;
“Doğru kurallara uygun politika geliştirmek zorundayız. Bizim belli parametrelerde beğenmediğimiz, değiştirmek istediğimiz bazen inancımıza bazen çıkarlarımıza ters kurallar olabilir onu değiştirmek için çalışıyor olabiliriz.
Ama mevcut kuralların içinde yaşadığımız sürece o kural setine uygun davranıyor olmamız lazım.
Bazen algıları da yanlış yürütüyoruz. Dünyada tüm ülkelerde belli nedenlerle ve gerekçelerle faiz indirimleri yapılır, genişlemeci para politikaları uygulanır. Ama bu yapılmadan önce çok dillendirilmez.
Mesela FED bir faiz artıracaksa öncesinde sürekli olarak piyasaya faiz artırabileceğini pompalar. Bu ticaretin gereğidir.
Şöyle bir örnekle hep anlatırım, bunu Cumhurbaşkanımıza da bi fırsat olursa detaylı anlatmak istiyorum.
Bir müteahhit düşünün yap sat müteahhidi, bin tane daire yapacak, 500 tanesini yaptı bitirdi 1 milyondan sabit fiyatla sattı.
İkinci 500 adedini de yapacak satış fiyatı aynı bir milyondan devam ediyor. Bu durumda müteahhit indirim gerçekleşene kadar daire satamaz çünkü tabela fiyatı bir milyon ay sonu 900 bin olacak.
Üstüne üstlük önceden bir milyondan sattığı 500 dairenin sahipleri ile de sıkıntı yaşayacak.
Para politikasında faiz indirimi söyleminin önceden dillendirilmesini ben bu müteahhitle özdeşleştiriyorum.
Tabela satışın bir daire bir milyon olarak devam ederken sen müteahhit olarak çıksan “ey ahali biz ikinci etapta şu an ki tabela satış fiyatımız 1 milyon olsa da önümüzdeki ay fiyatlarda %10 indirime gitmeyi düşünüyoruz” desen o aralıkta daire satamazsın. Faiz indirimlerini dillendirmek ticari matematiğe ters düşüyor.
Faizde de aynı, yukarı yönlü beklentiler sürekli dillendirilebilir, FED de sürekli bunu yapar artırabilirim!
Artıracağım Vs vs dillendirir durur çok azında yapar. ama aşağı yönlü hiç mi faiz indirimi olmaz, olur tabi ama dillendirilmez.
İneceği zaman iner. Sen TL varlıklarda mal satıyorsun TL’nin patronusun TL varlıklarında yatırım yapanlar develüe olunca ne yapıyor kıymetlerini kaybediyor.
Siz hiç FED’in faiz indirimini böyle dillendirdiğini gördünüz mü? Şimdi burada normalde ne yapılması lazım, TL varlıklarda yatırım yapanların ekonomiyle ilgili lobilerin, ihracatçıların üreticilerin demesi lazım ki “bizim o kadar döviz borçlarımız var, reel anlamda kuru negatif etkileyecek faiz indirimi istemiyoruz” demesi lazım. Faiz indirimlerinin sonucu olarak, kurun yukarı yönlü hareket edeceği belli ise muhtemel risk ve kayıplar ile olası getiri ve kazançların iyi hesaplanması lazım. Bundan ihracatçımız mı kazanacak? Üreticimiz mi kazanacak? Yatırım yapan işletme mi kazanacak? Yatırım yapan işçi memurumuz mu kazanacak?
Doğru hesaplanmalı Öngörülebilirlik algıları daha kötü olacak hiçkimse kazanmayacak ise kurgu revize edilmeli.
BİZDE İHRACATIN İTHALATI GEÇTİĞİ BİR PARAMETRE YOK
Himmet Karadağ geçmiş dönemde TL’nin değer kazandığı zamanlarda ortaya çıkan talepleri aktarırken;
“Rahmetli Unakıtan Bakanla çalıştığımız dönem reel efektif kur yüksekti bir ara, 100’ün üzerindeydi, ihracatçılarımız haklı olarak
“Biz bu kurlarla ihracat yapamıyoruz bu kadar değerli TL uygulanmasın, kurların yukarı yönlü olması lazım, faiz politikasının ona göre düzenlenmesi lazım.”
Faizi artırın demezlerdi de kur yukarı yönlü olsun derlerdi. Bizde ihracatın ithalatı geçtiği bir parametre yok, kurun ihracatçıya kazandırdığı orta ve uzun vadede kurlar yükseldi belli bir dengeye kadar ihracatı destekler onu nereden göreceğiz reel efektif döviz kuru, zaten reel efektif döviz kuru 50-60 bandına inmiş.
Türk Lirası zaten develüe edilmiş, bunun üzerine kurun yukarı yönlü hareketi ihracatı da desteklemiyor.
Maalesef çünkü maliyet enflasyonu, döviz kredileri sebebiyle pasifteki borcun artması, şirketlerin sürdürülebilirliğine zarar veriyor.
Kısa vadede yüksek faiz oranlarının vereceği hasar çok sınırlı kalırken, yükselen kur firmaların doğrudan ve hızlıca belini bükebiliyor.
Gelirler TL’ile ama borçlar dolar euro, on yılda ödemeyi planladığı borç bir anda parametre değişince 25 yılda ödeyemeyecek hale geliyor.
Dünyanın birçok ülkesinde kur faiz finansman pasif yönetimi CFO seviye iştir.
Yani sizin finans direktörünüz bunları yönetir.
Pasif tarafında hangi kurdan borçlanmanız gerekiyorsa onu ayarlar.
Öngörülebilir bir şekilde hesaplayabilir ama Türkiye’de bu iş öngörülemiyor.” dedi
Yoruma kapalı.